Çiftlik Atıklarından Çevre Dostu Yakıt Yaratmak

Toprağın fiziksel durumunu iyileştirici olarak görünen yakıtlar, yalnızca geleneksel yakıtların neden olduğu çevresel zararı azaltmakla kalmayıp aynı zamanda çiftlik atıklarının büyük ölçekte yanmasına neden olduğu kirliliği önlemeye yardımcı olan biyoyakıtlardır. Biyoyakıtların sosyal perspektifini günümüz bağlamında inceleyelim.”

Nasıl ki yemek, giyinmek ve barınmak insanın temel ihtiyaçları ise sağlık ve eğitim de insanların hayatlarını iyileştirmek ve ilerletmek için ihtiyaç duyduğu hayati dayanaklardır. Ancak sözde ilerlemenin hızı gezegenin sağlığını mahvetmeye başladığında doğa onu durdurmak için kendi yollarını kullanır. Koronavirüsü ile başlayan son salgın da bunun kanıtıdır.

Aşırı mineral, yakıt tüketimi doğanın işleyişine uygulanan bir başka yıkıcı müdahaledir. Toprağın fiziksel durumunu iyileştirici olarak görünen şey, yalnızca geleneksel yakıtların neden olduğu çevresel zararı azaltmakla kalmayıp aynı zamanda çiftlik atıklarının büyük ölçekte yanmasından kaynaklanan kirliliği önlemeye yardımcı olan biyoyakıtlardır. Biyoyakıtların sosyal perspektifini günümüz bağlamında inceleyelim.

Dünya, mineral yağ kullanımının neden olduğu kirliliğin olumsuz etkilerini düzeltmek için toplam GSYİH’nın %3,3’ü olan 2900 milyar dolar harcarken Hindistan ise GSYİH’sının %5,4’ünü, yani yaklaşık 10,7 lakh crore (Hindistan ölçü birimi) harcıyor. Bu, dünya genelinde harcanan miktardan daha büyük bir miktar. 2030 yılına kadar Hindistan’daki tarımsal atığın 2010’dakinin 1,5 ve 2020’dekinin ise 1,25 katı olacağı tahmin ediliyor. Mevcut istatistiklere göre çiftlik atıklarının yaklaşık %76’sı şu anda büyükbaş hayvanları beslemek ve hane halkının elektrik ihtiyacı için kullanılmaktayken, kalan %24’ü ise yalnızca israf oluyor. Bu israfın %17’si ise tarım arazisinde yakılarak büyük hava kirliliğine neden oluyor. Kısacası biyoyakıt üretiminde değerli bir ham madde olan atık, aslında zararlı hale geliyor çünkü atığı yapıcı bir şekilde kullanmak için gerekli planlamaya ve donanıma sahip değiliz. 

Bir toplum olarak bugün tanık olduğumuz kontrolsüz gelişme hızının doğrudan ve dolaylı sonuçlarını tartışıp analiz etmek zorundayız ve bundan kaçamayız. Verilmiş olan hasarı belirleyip yapılan hataları düzeltmeyi kendimize ve gelecek nesillere borçluyuz. Eğer bunu yapmazsak insanoğlu, daha kötüsü olmasa bile, mevcut pandemi gibi karışıklıklarla yüzleşmeye hazır olsa iyi olur. Çünkü mineral yağın dizginlenememiş kullanımının etkileri olumsuz olacaktır. Şimdi not alma ve harekete geçme zamanı.

Madeni yağın endüstriyel gelişmeye ivme kazandırmasının üstünden iki yüzyıldan fazla zaman geçti. 18.yüzyılın ikinci yarısında başlayan sanayi devrimi ekonomiye güçlü bir motivasyon sağladı. Mekanizasyon, manuel yöntemlerle asla başarılamayacak hız ve ölçekte ürün üretmeyi mümkün kıldı. Sanayi devriminin ikinci dalgasının ardından 19.yüzyılın sonuna gelindiğinde endüstri pratikte madeni yağ kullanarak üretim yaptığından madeni yağ, “Siyah Altın” olarak anılmaya başlandı. İkinci Dünya Savaşı 20.yüzyılın ortalarında sona erdiğinde dünya ekonomisi, büyük ve hızlı bir gelişme için oldukça önemli olan madeni yağın alım ve tüketim yarışını hızlandıran kapitalist bir modele doğru açıkça kaymaya başladı. Sanayileşme halihazırda beraberinde kentleşmeyi, elektrik ihtiyacını ve tüketiciliği getiriyor ve bunların hepsi büyük ölçüde enerjiye dayanıyordu. Enerji en çok arzulanan şey haline gelmişti. 1980’lerde yükselen üçüncü sanayi devrimi toplum ve ekonomi arasındaki bağı güçlendirdi ve böylece enerjiye duyulan iştah daha da belirginleşti. Ama artık dünya, enerjinin aşırı kullanımıyla gelen ilk rahatsızlık belirtilerini de yaşamaya başlamıştı. Enerji üzerine dünyadaki ilk konferans Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde düzenlendi. Yirminci yüzyılın bu son on yılında ülkeler sürdürülebilir kalkınmanın yollarını aramaya başladılar. 2015’teki Paris Antlaşması bu yolculukta bir kilometre taşı olmuştu. Ancak sürekli çabalara rağmen sorun hala o kadar büyük ki son otuz yılın ilk yirmi yılındaki mineral yağ kullanımında, yılda %60 oranında artış görüldü.

Fosil yakıtlara olan bağımlılık arttıkça bu yakıtların olumsuz etkileri de daha belirgin hale geldi. Fosil yakıtların yanmasıyla sadece havadaki karbondioksit seviyesi değil aynı zamanda ozon, sülfat, formaldehit ve benzen seviyesi de arttı. Ozon atmosferde koruyucu bir tabaka olarak faydalı olmasına rağmen yeryüzüne yakın halde bulunması zararlı olabilmektedir. Fosil yakıtlardan çıkan egzoz büyük miktarda hidrokarbon ve nitrojen oksit içerir. Hidrokarbon ve nitrojen oksit ise tarıma zararlı olan ozon oluşumu için tepkimeye girmektedir. Ozon insanlarda akciğer ve kalp rahatsızlıklarına neden olabilir. Fosil yakıtlardan yayılan kirleticiler gözlerde ve boğazda tahrişe neden olabildiği gibi sindirim sorunlarına ve astım zatürre, kanser, beyin hastalığı gibi ciddi rahatsızlıklara neden olabilir.

Fosil yakıtlar bir yandan yaşamda ciddi zararlara neden olurken diğer yandan da biyoyakıt üretiminde kullanılabilecek tarımsal atıklar yakılarak daha fazla kirliliğe neden olmaktadır. Bir araştırma, bir ton tarımsal atığın yandığında 5 kg nitrojeni, 2,3 kg fosforu, 25 kg potasyumu ve 1 kg’dan fazla kükürdü yok ettiğini göstermektedir. Tarımsal atığın yanarak yok olmasına neden olduğu bu elementlerin her biri toprağın niteliğini ve verimini arttırmaya katkıda bulunmaktadır.

Bhatina’lı bir akademisyen olan Prof. Vitul Gupta, 2016 yılında yaptığı bir araştırmada çiftçilerin ve ailelerinin tarımsal atıkların yakılmasından kaynaklanan hastalıkların kurbanı olduğunu belirtti. Yaklaşık %84,5’i bu hastalıkların bazılarına sahipti. İnsanların %76,8’i gözlerinde tahriş yaşarken %44,8’inin burunla ilgili problemleri ve %45,5’inin ise boğaz problemleri vardı. Vakaların %41,6’sında şiddetli öksürük ve %18’inde boğaz tahrişi görülüyordu. Bangalore Sosyal ve Ekonomik Değişim Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmaya göre Punjab kırsalında yaşayanlar tarımsal atıkları yakma alışkanlığının neden olduğu sağlık sorunlarının tedavisi için her yıl 7,6 crore (76 milyon) harcamaktadır. 

2030’daki tarımsal atık miktarı 2010’dakinin 1,5 katı ve 2020’dekinin 1,25 katı olarak tahmin edilmektedir. 2010’daki tarımsal atık miktarı ise 55,6 crore tondu. (556 milyon ton) Uluslararası Temiz Ulaşım Konseyi (ICCT) tarafından Aralık 2019’da yayınlanan ‘Hindistan’da Biyoyakıtların Geleceği’ konulu araştırmaya göre 2020 süresince 70,8 crore ton (708 milyon ton) ve 2030 yılında ise 86,8 crore ton (868 milyon ton) tarımsal atık üretilecek. Ayrıca yapılan bu araştırma 2030 yılına kadar 7,1 crore ton (71 milyon ton) tarımsal atığın biyoyakıt üretimi için kullanılabilir hale getirilebileceğini de öngörmektedir. Bu tarımsal atıklar topraktaki karbon seviyesinin korunmasında veya başka amaçlar ile kullanılan atıkları kapsamamaktadır. Başka benzer bir çalışma ise Hindistan’ın 2030 yılına kadar 25 lakh ton (2,5 milyon ton) orman atığının biyoyakıt üretimi için kullanılabileceğini öngörmektedir. Tarımsal atıkların ve orman atıklarının yanı sıra kullanılmış yağlar, belediyelerden gelen katı atıklar ve hayvan gübreleri de biyoyakıt üretimi için araştırmaya değer diğer ham maddelerdir. ICCT, hayvan dışkısı olmadığı takdirde diğer atık malzemelerin 59,2 milyar litre biyoyakıt üretebileceğini belirtmektedir.

Bu nedenle tarımsal atıkları ve diğer atık malzemeleri yakarak hava kirliliğine neden olmak yerine biyoyakıt üretiminde kullanmak inanılmaz derecede mantıklıdır. Punjab ve Haryana’daki çiftçiler bu bölgede dört biyo-CNG ve etanol tesisi kurulduğu için artık tarımsal atıklarla başa çıkmak için kazançlı bir avantaja sahipler. Bu tesislerde yaklaşık 5 lakh ton tarımsal atık kolayca tüketilebilirken, 11 crore ton (110 milyon ton) etanol de üretilebilmektedir. Ham madde tedarik eden çiftçiler, üretilen her bir kilogram biyo-CNG için 46 Rs (Rs Hindistan para birimi olan rupinin yerel dildeki eski kısaltmasıdır.) devlet desteği alacaklar ve bunun yanı sıra projeye yatırımcı çekmek için 7 crore Rs (70 milyon Rs) devlet desteği sağlanacak. Hintli şirketlere 2G etanol üretimi için teknoloji sunma konusunda öne çıkan Pune merkezli Praj Endüstri de bu projelere yardımcı oluyor.

Biyoyakıtların yanı sıra güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve elektriğin kullanımı ekonomi ve toplum sağlığı üzerinde olumlu bir etki yaratacaktır. Batı Asya ve Körfez ülkeleri ile Brezilya, Meksika, Rusya, Kanada ve ABD gibi bazı ülkelerin petrol rezervine sahip olmalarının dışında diğer ülkelerin çoğu kendilerine enerji ihtiyacı konusunda güvenmiyor. Bu yüzden bu ülkelerin yenilenebilir, temiz ve yerli enerji üretebilen kaynaklar geliştirmesi yararlarına olacaktır. Forbes tarafından öngörüldüğü ve belirtildiği gibi bu kaynakların geliştirilmesi ABD dahil olmak üzere petrol zengini ülkelerdeki madeni yağ talebinde ve fiyatında etki yaratacaktır. Yenilenebilir enerji sektörüne yatırımın önemli ölçüde artması beklenmektedir ve temiz enerjinin popülerliğinin artması mineral yağa olan talepte düşüşe neden olabilir. Ayrıca Forbes’daki makale ilk yatırım maliyetleri çok yüksek olsa bile bir süre sonra yatırımlar geri kazanılmaya başlandığında tekrarlanan maliyetlerin ihmal edilebileceği üzerinde durmaktadır. Madeni yağ fiyatları, doğal seyirde rekabet edemeyecek durumdayken talepteki herhangi bir düşüş fiyatları aşağı çekmek zorunda bırakabilir. Bu uzun bir yolculuk ve yukarıdaki senaryonun ortaya çıkması yıllar alacaktır. Ama yine de makalede belirtildiğine göre ABD’deki Kuzey Carolina ve Georgia gibi eyaletlerde perde çoktan aralanmış gibi duruyor.

NOT:

  • 1 lakh = 0,1 milyon
  • 1 crore = 10 milyon
  • Rs = Hindistan para birimi hint rupisinin yerel dildeki eski kısaltmasıdır.

[Kaynak]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir