Yenilenebilir Enerji Nedir?

Güneş, rüzgar, hidroelektrik, biyokütle ve jeotermal gibi enerji kaynakları, fosil yakıtların gezegeni ısıtma etkisi olmadan enerji sağlayabilirler.”

İklim değişikliği ile ilgili herhangi bir tartışmada yenilenebilir enerji, dünyanın artan sıcaklığı ve bu artışın kötü etkilerini engellemek için uygulanabilecek değişiklikler listesinin başında geliyor. Çünkü güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynakları karbondioksit gibi küresel ısınmaya katkıda bulunan emisyon gazlarını yaymamaktadır.

Temiz enerjinin “yeşil” olmanın ötesinde sunduğu çok şey var. Büyüyen bu sektör istihdam yaratıyor, elektrik şebekelerini daha esnek hale getiriyor, gelişmekte olan ülkelerde enerji erişimini büyütüyor ve enerji faturalarının düşmesine yardımcı oluyor. Tüm bu faktörler, son yıllarda rüzgar ve güneş enerjisinin elektrik üretimi için rekorlar kırmasıyla birlikte yenilenebilir enerji devrimine katkıda bulundu.

Yaklaşık 150 yıldır, ampullerden arabalara ve fabrikalara kadar her şeye güç sağlamak için kömür, petrol gibi fosil yakıtlara güvenildi. Fosil yakıtlar neredeyse yaptığımız her şeyin içinde olduğundan bu yakıtların yanmasıyla ortaya çıkan sera gazları ciddi boyutlara ulaştı.

Sera gazları, uzaya kaçacak olan ısıyı atmosfere hapsederken yüzeydeki ortalama sıcaklıklar artıyor. İklim değişikliğinin sebeplerinden biri olan küresel ısınmayı bilim adamları, gezegenimizin hava ve iklim sistemlerini etkileyen karmaşık değişimler olarak tanımlamayı tercih etmektedirler. İklim değişikliği yalnızca artan ortalama sıcaklıkları değil aynı zamanda ekstrem hava olaylarını, değişen vahşi yaşamı ve habitatları, yükselen denizleri ve bir dizi başka etkiyi de kapsamaktadır.

Elbette yenilenebilir enerjinin de herhangi bir enerji kaynağının olduğu gibi kendi dengesi vardır. Bunlardan biri yenilenebilir enerjinin tanımına odaklanıyor.  Yenilenebilir enerji tam da düşünebileceğiniz gibi “daima kullanılabilir” veya ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin dediği gibi “neredeyse tükenmez”. Ancak mısır bazlı etanol veya büyük hidroelektrik barajlarının karşıtlarının sıklıkla iddia ettiği gibi “yenilenebilir” demek mutlaka “sürdürülebilir” demek değildir. Aynı zamanda yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve nükleer enerji dahil olmak üzere bazı karşıtların savunucusu oldukları düşük veya sıfır emisyonlu kaynakları da kapsamaz.

Yenilenebilir Enerji Kaynakları

1.Hidroelektrik: Yüzyıllar boyunca insanlar su akışını kontrol etmek için barajlar kullanarak nehir akıntılarının enerjisinden yararlanmaktadır. Hidroelektrik Çin, Brezilya, Kanada, ABD ve Rusya’nın önde gelen hidroelektrik üreticileri ile en büyük yenilenebilir enerji kaynağı olarak ifade edilebilir. Hidroelektrik teorik olarak yağmur ve karla yenilenen temiz bir enerji kaynağı olsada bazı dezavantajları bulunmaktadır.

Büyük barajlar nehir ekosistemlerini ve çevresindeki toplulukları bozarak vahşi hayata zarar verebilir ve sakinleri yerlerinden edebilir. Hidroelektrik üretimi kapasiteyi tehlikeye sokabilecek ve ekipmana zarar verebilecek alüvyon oluşumuna karşı savunmasızdır. Ayrıca kuraklık gibi sorunlara neden olabilir. 2018 yılında yapılan bir araştırmaya göre, kamu kuruluşları kuraklık nedeniyle kaybedilen hidroelektrik enerjisinin yerini karşılamak için kömür ve gaza dönmüştür ve Batı ABD’de 15 yıllık dönemde oluşan karbondioksit emisyon oranı normalde olması gerekenden 100 megaton daha yüksek bir düzeye ulaşmıştır. Ayrıca, su depolarındaki organik materyalin çürümesi metan açığa çıkardığından hidroelektrik tam kapasitede iken bile emisyon sorunu taşır.

Barajlar, suyu enerji için kullanmanın tek yolu değildir: Dünyanın dört bir yanındaki gelgit ve dalga enerjisi projeleri okyanusun doğal ritimlerini yakalamayı amaçlıyor. Deniz enerjisi projeleri şu anda tahmini 500 megawatt güç üretiyor (tüm yenilenebilir enerjilerin yüzde birinden daha az) ancak potansiyeli çok büyük. İskoçya’ya ait Saltire Ödülü gibi pogramlarla bu alandaki inovasyonlar teşvik edilmektedir.

2.Rüzgar: Rüzgarı bir enerji kaynağı olarak kullanmak 7000 yıldan daha uzun süre önce başladı. Şimdiyse elektrik üreten rüzgar türbinleri dünya genelinde çoğalıyor. Çin, ABD ve Almanya dünyanın önde gelen rüzgar enerjisi üreticileridir. 2001’den 2017’ye kadar dünya genelinde kümülatif rüzgar kapasitesi 23,900 mw’dan 539,000 mw’ın üzerine çıkmıştır.

Bazı insanlar rüzgar türbinlerinin ufukta nasıl göründüğüne ve nasıl bir etkiye sahip olacağına itiraz edebilir ancak fiyatı düşen rüzgar enerjisi inkar edilemeyecek kadar değerli bir kaynak olduğunu kanıtlıyor. Rüzgar gücünün çoğu karadaki türbinlerden gelirken Almanya ve Amerika’da olduğu gibi açık deniz projeleri de mevcuttur. İlk Amerika açık deniz rüzgar çiftliği 2016 yılında Rhode Island’da açıldı ve diğer açık deniz projeleri de ivme kazanıyor. 

Rüzgar türbinleri ile ilgili bir başka sorun da, kuşlar ve yarasalar için tehlike oluşturması, cam çarpışmaları ve habitat kaybı gibi etkilere sebebiyet verebilecek olmasıdır. Ancak mühendisler bu gibi etkileri güvenli seviyeye getirecek çalışmalar yürütmektedir.

3.Güneş: Güneş enerjisi, evlerin çatılarından kamu hizmeti ölçekli çiftliklere kadar dünya çapında enerji piyasalarını yeniden şekillendiriyor. 2007 ve 2017 yılları arasındaki on yılda dünyanın güneş pili panellerinden sağladığı enerji kapasitesi 4,300 gibi muazzam bir oranda artı.

Güneş ışığını elektriğe dönüştüren güneş panellerine ek olarak yoğunlaştırıcı güneş enerjisi (CSP) tesisleri güneşin ısısını yoğunlaştırmak için aynalar kullanarak termal enerji elde ediyor. Bu noktada Çin, Japonya ve ABD güneş enerjisi dönüşümüne liderlik etmektedir. 2017’de ABD’de üretilen toplam elektriğin yaklaşık yüzde ikisini güneş enerjisi oluşturuyordu. Ayrıca güneş termal enerjisi de dünya genelinde suyun ısıtma ve soğutma işlemleri için kullanılıyor ancak güneş enerjisinin önünde hala uzun bir yol var.

4.Biyokütle: Biyokütle enerjisi; etanol ve biyodizel gibi biyoyakıtları, odun ve odun atığını, düzenli depolama alanlarında gelen biyogazı ve kentsel atıkları içerir. Güneş enerjisi gibi biyokütle de esnek bir enerji kaynağıdır, araçlara yakıt sağlayabilir, binaları ısıtabilir ve elektrik üretebilir. Ancak biyokütle önemli sorunları da gündeme getirebilir.

Örneğin mısır temelli etanolü eleştirenler mısır için gıda pazarıyla rekabet ederken toksik yosun oluşumu gibi çevresel tehlikelere yol açan aynı zararlı tarımsal uygulamaları desteklediğini söylüyor. Benzer şekilde odun paletlerini elektrik üretmek amacıyla yakmak için ABD ormanlarından Avrupa’ya göndermenin iyi bir fikir olup olmadığı tartışılıyor. Bu sırada bilim adamları ve şirketler mısır sobası, atık su çamuru ve diğer biyokütle kaynaklarını verimli bir şekilde enerjiye dönüştürmenin yolları üzerinde çalışıyor, aksi takdirde atık olacak malzemeden değer üretmek  hedefleniyor.

5.Jeotermal: Binlerce yıldır bazı ülkelerde yemek pişirmek ve ısıtmak için kullanılan jeotermal enerji Dünya’nın iç ısısından elde edilmektedir. Büyük ölçekte elektrik üretmek için bir mil veya daha fazla derine inen kuyulardan yeraltı buharı ve sıcak su rezervleri kullanılabilir. Daha küçük ölçekte ise bazı binaları ısıtmak ve soğutmak için yerin birkaç fit altındaki sıcaklık farklılıklarını kullanan jeotermal ısı pompaları kullanılır. Güneş ve rüzgar enerjisinin aksine jeotermal enerji her zaman mevcuttur, ancak salınan hidrojen sülfüre eşlik edebilecek çürük yumurta kokusu gibi yönetilmesi gereken yan etkileri vardır.

Yenilenebilir Enerji Kullanımını Artırmanın Yolları

Dünyanın dört bir yanındaki şehirler, eyaletler ve federal hükümetler yenilenebilir enerjiyi arttırmayı amaçlayan politikalar oluşturuyor. En az 29 ABD eyaleti enerjinin belirli bir yüzdesini yenilenebilir kaynaklardan zorunlu kılan politikalar belirledi. Dünya çapında 100’den fazla şehir şu anda en az yüzde 70 yenilenebilir enerjiye sahip olmakla övünürken diğer şehirler de yüzde yüze ulaşma taahhüdü veriyor. Yenilenebilir enerjinin büyümesini teşvik eden diğer politikalar arasında karbon fiyatlandırması, yakıt ekonomisi standartları ve bina verimliliği standartları bulunuyor. 2018’de rekor miktarlarda yenilenebilir enerji satın alan şirketler fark yaratmıştır.

Şehrinizin %100 yenilenebilir kaynaklarla desteklenip desteklenemeyeceğini merak ediyor musunuz? Nerede yaşarsanız yaşayın bilim insanı Mark Jacobson bunun mümkün olduğuna inanıyor. Böyle bir vizyon eleştirisiz olmasada dünya için şimdi hesaba katılması gereken bir gerçekliği vurgulamaktadır. İklim değişikliği olmasa bile fosil yakıtlar sınırlı kaynaklardır ve bu gezegendeki kira kontratımızın yenilenmesini istiyorsak enerjimizin de yenilenebilir olması gereklidir.

[Kaynak]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir